31 Ekim 2012 Çarşamba
YENİDEN MERHABA VE SAVAŞA HAYIR
13 Mart 2012 Salı
27 Mart Çağrısı..
9 Nisan 2010 Cuma
ZENGİN MUTFAĞI
Özgür Başkaya
15-16 Haziranda, bundan 25 sene kadar önce Türkiye de yaşayan bir grup işçi, yeni bir dünya düşüyle, haklarını elde edebilmek için ve özne olduklarını bilmeden-hissederek ayağa kalktılar ve yürüdüler karanlığın üzerine..
15-16 Haziranda, bundan 25 sene kadar önce yol gösterdi işçiler, “emekten ve eşitlikten yana bir dünyayı” bize..
Tüm bunlar olur da durmak olur muydu..
Vasıf Öngören hemen taşıdı süreci tiyatro hareketinin içine..Zengin mutfaklarında anlattı işçi direnişini ve sıkıyönetimin insana ihanetini..”Zengin Mutfağı” oyunu böyle doğdu..
Mahpusta oldu yazarımız düşüncelerinden dolayı…Acılar zaten anlatılamaz…Ama hep inandı Öngörenimiz..yarınlara ..umuda ..güzel günlere..
Politik tiyatro, ben politik tiyatro yapıyorum-yazıyorum diyerek olmaz..Yaşam biçimi haline getirmek gerekir onu..Çünkü, “tiyatroya evet” demekle-“sanata evet” demekle yapılamaz bu iş…Duruş gerektirir..Bakış açısı gerektirir..
Deontolojinin ayaklar altına alındığı,ben yaparım olur mantığının yürüdüğü bir dünyada “Zengin Mutfağı” yazmak elbette kolay değil..
Yolumuzu aydınlatan ÖNGÖREN yine de dönem düşünüldüğünde açılımlı…Tam da dediğim gibi yolumuzu aydınlatmaya hala devam ediyor..
Batılılaşma, kalkınma paradigmasındaki Türkiye aydınıysa 15-16 haziranı hatırlamamakta dirayetli..
İşçi sınıfını ise bu sürece koymayı bile düşünmüyorum..umarım (ve inanmasam da) önderleri gerekli eşitlikçi müdahaleyi yaparlar.
Zengin Mutfağını , Şener Şen in o keyifli ve manüpülatif filminde hatırlatmayı istedi sanat dünyası hep..İdeolojik bir sorgulamadan uzak duruldu ..
Ancak hayat ve yarınlar öyle değildir..
Zengin Mutfağı ve yazarı işçi sınıfının, emekçi kesimlerin, ama daha da önemlisi taraf tutmayan-tutamayan tiyatro sanatçılarının yolunu aydınlatmaktadır..
Mesleki etikten bihaber tüm tiyatro emekçileri acilen “Zengin Mutfağı”nı okumalıdır..
Silkinip doğrulma zamanı gelmiştir..
Onurumuzu koruma zamanı gelmiştir..
Duruş ve Kavga zamanı gelmiştir…
Beklemeyelim..Beklettirmeyelim…
Tiyatro, devrimci tavrıyla yolumuzu aydınlatsın..
Yeni, özgün, estetik bir dünya bizi kucaklamaya hazır..Namuslu, onurlu ellerimiz harekete geçsin yeter ki..
Hani dedim ya..onu harekete geçirelim…
Başka şansımız varsa bilen bana da söylesin…
Özgür Başkaya
24 ARALIK 2005
28 Ocak 2010 Perşembe
ta ata aa ta ta ha ta tta ta
tarih
sınıfların
mücadelesidir
1921
kanunisani 28
karadeniz
burjuvazi
biz
on beş kasap çengelinde sallanan
on beş kesik baş
yoldaş
bunların sen
isimlerini aklında tutma
fakat
28 kanunisaniyi unutma!
"siyah gece
"beyaz kar
"rüzgar
"rüzgar".
trabzondan bir motor açılıyor
sa-hil-de-ka-la-ba-lık!
motoru taşlıyorlar
son perdeye başlıyorlar!
burjuva kemal'in omuzuna binmiş
kemal kumandanın kordonuna
kumandan kahyanın cebine inmiş
kahya adamlarının donuna
uluyorlar
hav... hav... hak... tü
yoldaş unutma bunu burjuvazi
ne zaman aldatsa bizi
böyle haykırır:
- hav...hav...hak...tü
- gördün mü ikinci motörü?
- içinde kim var?
- arkalarından gidiyorlar.
- ikinci motör birinciye yetişti
- bordoları bitişti
- motörler sarsılıyor
- dalgalar sallıyor sallıyor dalgalar.
- hayır
iki motörde iki sınıf çarpışıyor
- biz onlar!
- biz silahsız onlar kamalı
- tırnaklanmız
- kavga son nefese kadar
- kavga
- dişlerimiz ellerini kemiriyor
kamanın ucu giriyor
- girdi...
- yoldaşlar, ey!
artık lüzum yok fazla söze:
bakın göz göze
- karadeniz
on beş kere açtı göğsünü,
on beş kere örtüldü.
onbeşlerin hepsi
bir komünist gibi öldü
1923 - MOSKOVA
Nâzım Hikmet
14 Ekim 2009 Çarşamba
Kürt "Açılımı"na Dair Bildiri
Adıyla çağırmamak bir yalan söyleme yöntemidir...07.10.2009
Kürt sorunu seksen yıllık bir tabuydu. Şimdilerde tabu olmaktan çıkmakta ve konuşulmakta ama yapılan konuşmaların, söylenen sözlerin reel bir karşılığı olup olmadığı hala tartışmalı.
Nitekim Temmuz ayının sonunda ‘Kürt açılımı denilene Ağustosun sonunda ‘demokratik açılım’ deniyordu, Eylül sonunda artık ‘huzur ve uzlaşı projesi’ deniyor... Eğer bir sorunu çözmek gibi samimi bir niyetiniz varsa, önce onu adıyla çağırmanız gerekir. Unutmamak gerekir ki, farklı biçimlerde ifade edilse de ‘açılım’ daha önce de gündeme gelmişti. Bir başbakan ‘Kürt realitesini tanıyoruz’ dedi, bir daha ağzına almadı, alamadı, bir başkası ‘AB’nin yolu Diyarbakır’dan geçiyor’ dedi o da bir daha ağzına almadı, alamadı... Zira söylediklerinin reel bir karşılığı yoktu. Neden olmadığı rejimin niteliğiyle ilgili tartışmayı angaje ediyor. Zira, Türkiye’de hükümet olmak hükmetmek anlamına gelmiyor.
Kürt sorunu ulusal bir sorundur. Ezilen ulusun kendi kaderini tayın etmesi sorunudur. Ezilen ulusun kendi kaderini tayın etmesi de, gönüllü birlikte yaşamayı da, ayrılmayı da içerir. Kürtlerin ne istediğinin netleşmesi, iradenin ortaya çıkması, sınırsız bir tartışma ortamının sağlanmasını, ifade [düşünce] özgürlüğünün önündeki tüm engellerin ortadan kaldırılmasını gerektirir. Bir sorunun nasıl çözüleceği, ne olduğundan bağımsız değildir. Kürt sorunu nedir? Kürt sorunu neden bir sorundur? Bu sorun günümüze kadar neden çözülmeden gelmiştir? Sorunu yaratan esas unsurlar nelerdir? Gibi temel sorular hiçbir zaman gündeme getirilmiyor, tartışma konusu yapılmıyor... Eğer orta yerdeki sorun, ulusal mahiyette bir sorunsa ki öyledir, onu demokratikleşme çerçevesinde çözmek mümkün değildir. Zira, demokratikleşmeyle Kürt sorununun çözümü arasındaki ilişkinin yönü demokratikleşmeden Kürt sorununa doğru değil, Kürt sorunundan demokratikleşmeye doğrudur. Başka türlü ifade etmek gerekirse, Kürt sorununun önceliği vardır. Bunun anlamı, ezilen bir halk olan Kürtlerin gasbedilmiş haklarının iadesi, demokratikleşme denilenin kapsadığı, kapsaması gerekenden başka/farklı şeyleri de içerir. Geçerli yaklaşım sorunun bireysel haklar temelinde çözüleceği şeklinde. Kürt sorununun çözümü doğrudan kolektif hakları içeriyor. Elbette kolektif haklarla bireysel haklar arasında bir çatışma söz konusu değildir.
Başbakan ve içişleri bakanı ne yapacaklarını değil, neyi yapmayacaklarını sayarak konuşmaya başlıyorlar... Cunta anayasasına dokunmadan seksen yıllık zihniyetle hesaplaşmadan sorunun çözüleceğine inanan var mı? Hala Kürtçe’nin bir dil olarak kabul edilmemesi demek, o dili konuşan halkın varlığının da inkâr edilmesi demektir. Böyle bir anlayışla sorun çözülebilir mi? Bu anlayışta ısrar devam ederse, Kürt çözümü, Türk çözümsüzlüğü olmaya devam edecektir. Kürt sorununun kaynağında, devletin inkâr, imha ve asimilasyon siyaseti vardır. Devlet Kürtlere doğal haklarını teslim ederek, bu politikadan, bu uygulamalardan geri adım atabilir. Kürtlerin ihtiyacı olan lütuf değil, haksızlığın giderilmesidir. Bunun da yolu doğrudan sorunun tarafı olanla, Kürtlerle, Kürt örgütleriyle, Kürtleri temsil eden kurum ve kişilerle görüşmekten geçiyor. Oysa hükümet Türk tarafıyla görüşmeyi yeğliyor...
Biz aşağıda imzası bulunanlar, her şeye rağmen ‘açılım’ denilenin olumlu bir gelişme olduğu düşüncesiyle, sorunun çözümüne dair görüşlerimizi kamuoyuyla paylaşmayı, etik ve entelektüel sorumluluğun bir gereği sayıyoruz:
Eğer sorun gerçekten çözülmek isteniyorsa,
1. Devlet öncelikle Kürt halkına yapılan tarihsel haksızlığı açıkça ifade etmeli, Kürt halkından özür dilemeli, özeleştiri yapmalı; seksen yıllık resmi ideoloji ve resmi tarihle hesaplaşmaya cesaret etmelidir;
2. Terör ve terörist söyleminden, ‘son terörist yok edilinceye kadar... dilinden uzaklaşılmalıdır;
3. ‘Biz kardeşiz’ ‘bin yıldır birlikte yaşıyoruz’, ‘din kardeşiyiz’ vb. söyleminin asıl amacı, Kürtlere doğal haklarını, insan olarak sahip oldukları haklarını, Kürt toplumu olmaktan doğan haklarını vermemenin, ya da olabildiğince asgari düzeyde tutmanın gerekçesi yapılmak isteniyor. Bu yaklaşım terk edilmelidir;
4. İfade özgürlüğünün önündeki tüm engeller ortadan kaldırılmalıdır.
5. Askeri operasyonlar durdurulmalıdır. PKK ateşkes ilan ettiğinde devlet ateşe devam ediyor. Böyle bir durumda PKK’ye silah bırak demenin bir kıymet-i harbiyesi olamaz;
6. Seksen yıllık dönemde ama asıl son 25 yılda öldürülen 40 bin insanın, yakılıp yıkılan 4 bin köyün, yerlerinden zorla sökülüp atılan 4 milyon insanın hesabı birilerinden sorulmalı, verilen zararlar ‘tazmin edilmeli’, koruculuk sistemine derhal son verilmelidir;
7. ‘Bir başka ulusu ezen ulus özgür olamaz’ ilkesinin bir gereği olarak, Kürtlerin özgürlüğünün Türklerin de özgürlüğü olduğu hiçbir zaman unutulmamalıdır;
8. Gerekli hale geldiğinde referandum seçeneği gündemde olmalıdır...
Unutulmaması gereken bir şey daha var: özgürlüğü için mücadele etmekte kararlı bir halkı yenmek mümkün değildir. Öyleyse işe sorulması gereken soruları gerektiği gibi sorarak, tartışılması gerekeni gerektiği gibi tartışarak, şeyleri adıyla çağırarak başlayabiliriz...
Saygılarımızla...
İsmail Beşikçi, Fikret Başkaya, Mahmut Konuk, Sibel Özbudun, Temel Demirer, Ragıp Zarakolu, Sait Çetinoğlu, Babür Pınar, Ayhan Çınar, Paşa Öztürk, Engin Bayramoğlu, Oktay Etiman, İsmet Erdoğan, Özgür Başkaya, Yücel Demirer, Attila Tuygan, Deniz Zarakolu, Büşra Beste Önder, Hüseyin Taka, Hüseyin Gevher, Mehmet Özer, Recep Maraşlı, Cemil Gündoğan, Ahmet Önal, Adnan Caymaz, Ali İmren
imza için:
http://gercekinatcidir.blogspot.com/
8 Ekim 2009 Perşembe
CHE
ENTERNASYONALİZMİN DÜNYADAKİ EN GÜZEL ÖRNEKLERİNDEN..
CHE
İNSAN OLMAYI ÖĞRETEN..
CHE
YAKIŞIKLI, NAİF...
CHE
DÜNYADA SENİN GİBİ İNSANLARIN OLDUĞUNU VE OLACAĞINI HİSSETMEK BENİ UMUTLU KILIYOR..
CHE
9 EKİM 1967 İNSANLIĞIN KARA GÜNLERİNDEN BİRİ OLARAK TARİHTEKİ YERİNİ ALDI..
CHE
HİÇ GÖRMEDİĞİM ELLERİNİ SEVEREK SENİ HATIRLAMAYA ÖLÜNCEYE DEK DEVAM EDECEĞİM..
TÜRKİYELİ BİR İNSAN KARDEŞİN..
ÖZGÜR BAŞKAYA
www.ozgurtiyatro.org
Bolivyalı Küçük Asker
Bolivyalı küçük asker,
Bolivyalı küçük asker,
sırtında tüfeğin, gidiyorsun
tüfeğin Amerikan malı
tüfeğin Amerikan malı
Bolivyalı küçük asker
tüfeğin Amerikan malı.
Sinyor Barrientos verdi onu sana
Bolivyalı küçük asker
Mister Johnson’un armağanı
kardeşini vurman için
kardeşini vurman için
Bolivyalı küçük asker
kardeşini vurman için
Kim bu ölü, bilmiyor musun
Bolivyalı küçük asker?
Bu ölü Che Guevara,
Arjantinliydi Kübalıydı
Arjantinliydi Kübalıydı
Bolivyalı küçük asker
Arjantinliydi Kübalıydı.
En iyi dostundu senin,
Bolivyalı küçük asker
yoksulların dostuydu
doğudan dağlara kadar
doğudan dağlara kadar
Bolivyalı küçük asker
doğudan dağlara kadar.
Gitarım tepeden tırnağa
Bolivyalı küçük asker
yas tutuyor, ağlamıyor
ağlamak insan işi
ağlamak insan işi
Bolivyalı küçük asker
ağlamak insan işi.
Sırası değil ağlamanın
Bolivyalı küçük asker
ele mendil yakışmaz şimdi
ele tırpan yaraşır
ele tırpan yaraşır
Bolivyalı küçük asker
ele tırpan yaraşır.
Para veriyorlar sana
Bolivyalı küçük asker
alıp satıyorlar seni
bu iş zalimin işi
bu iş zalimin işi
Bolivyalı küçük asker
bu iş zalimin işi.
Vakti geldi uyanmanın
Bolivyalı küçük asker
dünya ayağa kalktı
erkenden doğdu güneş
erkenden doğdu güneş
Bolivyalı küçük asker
erkenden doğdu güneş.
Doğru yolu tutmaya bak
Bolivyalı küçük asker
kolay bir yol değil bu
kolay değil, düzgün değil
kolay değil, düzgün değil
Bolivyalı küçük asker
kolay değil, düzgün değil.
Şunu öğrenmen gerek
Bolivyalı küçük asker
kardeş dediğin vurulmaz
kardeşini vurmaz insan
kardeşini vurmaz insan
Bolivyalı küçük asker
kardeşini vurmaz insan.
Nicolas Guillen
28 Temmuz 2009 Salı
27 mart 2009 Dünya Tiyatro Günü basın açıklaması
sitesindeki görseller bölümüne tıklayıp yüksel caddesinde Özgür Tiyatro ve Tiyatrolar Birliği adına yazıp okuduğum basın açıklamasını izleyebilirsiniz..