25 Temmuz 2009 Cumartesi

ŞAİR İLE POSTACI OYUNUNA BROŞÜR YAZIM..

ÖZGÜR TİYATRODAN ÇAĞRI…

27 Mayıs – 12 Mart – 12 Eylül askeri darbeleriyle depolitize edilmiş, işkencelerden geçirilmiş, asılmış, zindanlara atılmış, karanlıklara bırakılmış ülkemizin insanları…
15. emek yılımızda yeniden merhaba…

Düşünmeyen ,sorgulamayan , isyan etmeyen insanlar oluşturma projesi darbelerle hayata geçirildi..Acılı tarihimiz burjuvazinin darbeci generalleri tarafından çizildi ve ne yazık ki çizilmeye devam ediyor…

Dünyanın bütün ülkelerinde şeklen ve kerhen de olsa darbeciler yargılandı..
Ama bizim ülkemizde darbe komutanı 26 yıl sonra pohpohlamak için söyleşiye çıkarılır ve resimlerini satar... Bu resimler büyük meblağlara alıcı bulur. Çünkü görevini yapmış baş generale ödülünü vermesi gerekir egemenlerin... Söyleşisinde gençler tarafından katilliğinin haykırılmaması da 12 Eylülün bilinçlerde yarattığı yıkımın en büyük kanıtıdır..

11 Eylül 1973 günü Şili de darbeciler, Marksist lider; ülkesine, dünyaya, insanlığa gönülden bağlı Salvador Allande’yi katlettiler..Ve binlerce insana bizimde yedi yıl sonra yaşayacağımız acıları yaşattılar..
Allande ölümle seçti yarınları..Ve umudu bıraktı ardında..

Özgür Tiyatro, Allande’nin katli sürecini ve dünyanın en büyük şairlerinden Pablo Neruda’nın bir postacıyla olan dostluğunu sahneye taşıdı..
Antonio Skarmeta’nın , ‘Ateşli Sabır’ oyunundan yola çıkıp, yeniden yazımlarla oluşturuldu ‘ŞAİR İLE POSTACI’…

‘Darbeciler yargılansın ve kapitalizm emperyalizmdir.’ Şiarlarıyla yoluna devam eden Özgür Tiyatro, sanatın ve bilimin para için yapılmayacağı bilinciyle karşınızda...
Etik değerlerin yok edildiği bu insansızlaştırma sürecine ‘HAYIR’ demek Özgür Tiyatro çalışanlarının boynunun borcudur..
Amatör ruh ve bilinçle dünyanın güzelleşmesine bir nebze olsun katkıda bulunabiliyorsak ne mutlu bize..
Hayatı yeniden, tiyatro dolu, onurlu ve özgür oluşturmak dileğiyle…
ÖZGÜR TİYATRO
Adına
ÖZGÜR BAŞKAYA

www.ozgurtiyatro.org
ozgurtiyatro@yahoo.com
ozgurbaskayadenizli@gmail.com

Tel: 0 505 586 32 49

PROFESÖRÜ KIVANDIRAN İLK T.C. KÜLTÜR BAKANI… BİZ KIVANMAYORUZ!

PROFESÖRÜ KIVANDIRAN İLK T.C. KÜLTÜR BAKANI…

BİZ KIVANMAYORUZ!

Kıvanç: övünç, iftihar, sevinç…

Kıvanmak: Övünülecek bir olaydan dolayı sevinmek, iftihar etmek, memnun olmak.

Yukarıdaki tüm kelimeler ve karşılıkları Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlük 2005 Ankara baskısından alınmıştır.

“Bu yılın festival ödülleri Türk tiyatrosunu kıvandıran iki sanat insanına gitti. Onur Ödülü Haluk Bilginer'in, Emek Ödülü de Talat Sait Halman'ın oldu.” Bu sözlerin yazarı 13. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali’ni (Taksav) Cumhuriyet gazetesinde değerlendiren Prof. Dr. Ayşegül Yüksel. ( Cumhuriyet gazetesi, 23 Aralık 2008)

Profesör Doktor Ayşegül Yüksel kıvandığımızı yazmış Türk tiyatrosu olarak..

Ben bu yıl, 15 yaşına gelmiş amatör bir tiyatronun genel yönetmeniyim.. Anlayamadım nasıl kıvandığımızı..Verilen “Emek” ödülünü anlayamadığım gibi..

Gerçi anlamam beklenebilirdi.. Çünkü ben A.Ü. DTCF Tiyatro bölüm mezunuyum ve Prof. Dr. Ayşegül Yüksel’in öğrencisi de oldum bir zamanlar..Kitaplarını, makalelerini okudum. Neyse…

Yetişkin olarak her üç askeri darbeyi de yaşamış Prof. Dr. Ayşegül Yüksel, Taksav festival danışma kurulu üyesidir. Ve festival komitesi ile birlikte verdikleri ödülü, gazetedeki yazısında bir kez daha hatırlatmış, Prof. Dr. Talat S.Halman’ın Türk Tiyatrosunu

kıvandırdığını duyurmuş okurlarına… Sağ olsun…

Bize göre ise bu duyuru, yakın tarihimizdeki 12 Mart faşizmini unutturma isteminin yinelenişidir.

Bir profesör başka bir Profesörü kıvandıradursun, 1.Nihat Erim hükümetinin Kültür Bakanı için Taksav festival direktörü Sayın Yener Aksu’da “Emek Ödülü”nün sahibi yıllardır emeğiyle kültür ve sanata katkı sağlayan, Kültür Bakanlığının kurucusu ve ilk Kültür Bakanı Prof. Dr Talat Sait HALMAN’nın oldu.” (http://www.taksav.org) sözleriyle Halman’ın ne denli önemli biri olduğunu beyinlerimize empoze ederek Faşizmin kültür bakanına verdikleri ödülü aklamaya çalışıyor sitesinde…

Ne günlere kaldık…

Bütün bu acıları unutturmaya çalışanlara karşı, yakın tarihimizde yaşanan 12 Mart sürecini unutmayacağımızı daha önce yazdığımız bir yazıyla beyan etmiştik. (www.ozgurtiyatro.org )

“TAKSAV DANIŞMA KURULU VE FESTİVAL KOMİTESİNİ ANLAYAMAMAK!”

Şimdi “ kıvanma ” üzerinden bakalım yazıya:

12 Mart muhtırasıyla kurdurulan ve belleklere balyoz harekâtı- hükümeti olarak kazınan 1.Nihat Erim hükümetinde (16 Mart 1971- 11 Aralık 1971) ilk “Kültür Bakanı” sıfatıyla tarihin kanlı sayfalarında yerini almış birine ödül vermeyi uygun görmeleri ne anlama gelmektedir? Anlaşılamamaktadır..” Şimdi anlamaya başladım..Anlamam gereken Türk tiyatrosunun kıvanmasıymış..?

12 Mart muhtırasının hükümetinden birine Darbeler-muhtıralar olmasın, darbeciler yargılansın diye insanlar bas bas bağırırlarken, ödül vermek de neyin nesidir?” Artık neyin nesi olduğunu anlarız herhalde..Kıvanıyoruz ya..?

“Burada üzerinde durulan konu 12 Mart döneminin insanlar üzerinde uyguladığı açık faşizmin bakanlarından birine ödül verilmesidir. Utanılasıdır…” Canım bende iyi saçmalamışım.. Kıvanmak varken utanılırmı?

“Burada üzerinde durulan konu: 31 Mayıs 1971’de Sinan Cemgil, Alparslan Özdoğan, Kadir Manga’nın; 1 Haziran 1971’de Hüseyin Cevahir’in katledilmesi sırasında hükümet edenler ve bu hükümetin Kültür Bakanıdır..” Ağabeylerimin katliyle kıvanmam gerek zahir…?

“Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam kararı da bu dönemde verilmiştir..”

Kıvanın, kıvanabilirseniz…?

12 Mart faşizminin döktüğü kanlar hala darbecilerin, dolayısıyla kukla hükümetinin, bakanlarının ve elbette ki bu bakanlardan olan kültür bakanının ellerindedir… Böyle kanlı ellerden birine ödül verenleri ve kıvananları biz kınamaya devam edeceğiz…

Sabahın bir sahibi var…!

Yok yok… Ben beceremedim bir türlü kıvanmayı…

Sanırım ya profesör yada Taksav’da danışma ya da yürütme kurulu üyesi olmam gerekiyor..

E bu da mümkün olmadığına göre…

Kıvanamayacağız artık…

12 Mart faşizmine ödül verenler bol bol kıvansın…

BİZ KIVANMIYORUZ!!!

Not: Bu süreç, konuyla ilgisi birebir olmasa da, Fikret Başkaya’nın bir yazısını anımsattı bana. “Kara cübbeliler veya asıl tartışılması gerekeni tartışabilmek!”

İlgilenenler için giriş bölümünü buraya alıyorum.

“YÖK rektörlerinin ve bir kısım profesörün bazı neo-faşist unsurları da yanlarına alarak Anıtkabir’ e yürümeleri, arkasından da bir miting yaparak, hükümeti Ata’ya şikayet etmeleri, hükümeti düşürmek için orduyu göreve çağırmaları, utanç verici olsa da şaşırtıcı değil. Aslında bir başına Anıtkabir ziyaretleri bile Türkiye’deki rejimin niteliği hakkında fikir vermeye yeter ama anlayana, anlamak isteyene...”

www.ozguruniversite.org sitesinden bulabilirsiniz.

Not 2 : ( Bu arada eski defterleri unutmuyoruz. Bu konuda (Taksav da “emek ödülü” skandalı) yoğunlukla çalışan Hilmi Bulunmaz www.tiyatroyun.blogspot.com ve bilumum yol arkadaşlarımı hatırlamadığımız varsayılmasın…Sonra Coşkun Büktel www.coskunbuktel.com bana kızıyor.J Kepazeliğe karşı politik-estetik eleştiriler için bu siteler incelenmelidir.)

Özgür Başkaya--Özgür Tiyatro www.ozgurtiyatro.org

8 Ocak 2009

TAKSAV FESTİVALİNDE YAPILAN “TİYATROLARIN ÖRGÜTLENMESİ 2” İSİMLİ PANEL İLE İLGİLİ BİRKAÇ MALUMAT.


Tiyatroların örgütlenmesi–2 panelinde yapılan konuşmalarla ilgili şimdiye değin herhangi bir şey söylemedim. Gerekli tepkiyi Amatör Tiyatrolar Birliği adına zaten göstermiştik.
Süreci germek gibi bir düşüncem yok. Deşifrelenmiş toplantı metninin bana ulaşmasına rağmen şimdiye değin herhangi bir açıklamada bulunmamamın nedeni de budur.

Ancak son günlerde, Aydın festivalimiz üzerinden yazdığım yazıya binaen (www.ozgurtiyatro.org) Ömer F. Kurhan, birinci yazısında anlayamadığım bir yaklaşım geliştirmişti. “Yeri gelmişken bir parantez açarak, sansür ya da ifade özgürlüğünün engellenmesi iddiası karşısında, Özgür Tiyatro’dan Özgür Başkaya’nın İATP-G sitesinde de yayımlanan “4. AYDIN TİYATRO-DRAMA GÜNLERİ–2008” [5] yazısının hiçbir şekilde olgusal bir yanıt içermediğini belirtmek gerekir. (http://www.iatp-web.org/headline.asp?act=view&hid=212). Olgusal bir yanıt yaklaşımı çabası yoktu ki böyle bir söz edilsin.Yazım, coşkulu olmasına çalıştığım, tiyatro buluşmasının anlatımıydı.

İkincisinde ise sözlerinde daha dikkatli olduğunu düşündüğüm (http://www.iatp-web.org/headline.asp?act=view&hid=217) (Özgür Sahne ile Özgür Tiyatroyu karıştırması dışında) Ömer F. Kurhan’ın, açıklamalarda bulunmam gerekliliği üzerinden haklı beklentilerine, açıklık getirmeye çalışacağım.(İnsanların kanaatleri ise ister değişir, ister değişmez.)

3. Aydın festivalinde “Yeni Kapı Tiyatrosu” şenlik komitesinin kararıyla programa dahil edilmemiştir. Bu durum Orçun Masatçının söylediği gibi “Enternasyonal” üzerinden değildir. Bununla ilgili ciddi tartışmalar yaşanmıştır. Bu tartışmalar Şenlik ve Aydın ilindeki siyasi ve toplumsal dengelerle ilgilidir. Tartışmalar mail ve telefon trafiğiyle günlerce sürmüştür.

3.Aydın buluşması için İzmir’de bir de toplantı yapılmıştır. Bu toplantıya İzmir’den katılması beklenen Orçun Masatçı ve Hamit Demir katılmamıştır. (Gerçi laf aramızda neden İzmir’e gittik anlayamıyorum. İzmir toplantısında İstanbul, Ankara, Aydın, Muğla vardı da bir İzmirliler yoktu.) Yeni Kapı grubundan bir arkadaş neredeyse bitecekken toplantıya gelmiştir. Toplantıda Amatör Tiyatrolar Birliği Aydın temsilcisi Hüsnü Ertung, Aydın’daki toplumsal dengelere işaret etmiş ve Yeni Kapı Tiyatrosunun buluşmaya katılımının uygun görülmediğini, Aydın’da şenlik komitesinin kararıyla açıklamıştır.

Şenliklerin katılım koşullarını onun için emek veren kişiler belirlerler. Yürütücüleri vardır. Katılım kararlarını, doğru ya da yanlışta bulsak yürütücüler belirler. Katılan grupların kişi sayısından tutunda, ekonomik, kültürel, politik vb. değerlendirmeler yapılarak katılımcı gruplar belirlenir. Aydın’daki yürütücüde “Ay Kar Yay Aydın Tiyatrodur.” Bu Taksav’da da böyledir, Aydında da böyledir, Antakya’da yapacak olduğumuz buluşma da bizim için böyle olacaktır.
Alternatif şenlik düşünceleri elbette bizim birlikteliğimizde ve çeşitli platformlarda tartışılabilir, tartışılmalıdır…

Toplumsal dinamikleri o kentte yaşayan insanlar bilirler. Onların kararlarına saygılı olmamız gerektiğini düşünürüm. Anadolu’nun haklılığına açık çek verdiğim için değil, onlar orada yaşamaya devam edecekler bizler ise kirlenmiş büyük köylerimize döneceğiz. Onlar bir önceki seneyi kendi kentlerinde yaşamışlar, hâlbuki biz senede bir kereliğine gidiyoruz.

Olay, Aydın’da oluşabilecek siyasi ve sanatsal sorunlara karşı tiyatronun-festivalin kendisini korumasından başka bir şey değildir. Kararın nedenlerini sansür olarak değerlendirmek Aydın’da bu işi yürütmeyi sürdüren tiyatro emekçilerine ve festival yöneticilerine saygısızlık olur. Kaldı ki bu sansür iddialarını asla kabul etmediklerini (ki başından beri bu işe gönül vermiş ben de asla etmem) İzmir’de yapılan toplantıda açıklamışlardır. Benim yaptığım ise sadece bunun duyurusu olmuştur.
Yani yukarıda anlattığım nedenlerle, Orçun Masatçının söylediği “Biz o festivali düzenleyen kuruma bunun bir sansür olduğunu hatırlattığımızda Özgür Başkaya, Mehmet Esatoğlu, Selim Kalıç ve Hüsnü Ertung demişlerdir ki, “Evet, bu bir sansürdür. Olabilir. Ama bu festivalin karar verebileceği bir karardır. Biz bu oyunun festival kapsamında sergilenmesine izin vermeyeceğiz.” (http://www.iatp-web.org/headline.asp?act=view&hid=196) gibi bir süreç kabul edilemez.

Orçun Masatçının panelin son bölümünde Yasin Yürekli arkadaşımızın sorusu üzerine sarf ettiği sözler ise, soruyu soran arkadaşımız ve birçok devrimci sanatçı için sanırım şaşırtıcı olmuş. “Az önceki söylemim de yanlış anlaşıldı. Biz elbette ki Talat Halman’a da ödül verilmesine sıcak bakmayız, Alparslan Türkeş’e de. Ama bu bizim festivalden çekilmemiz için bir sebep olamaz”. ( http://www.iatp-web.org/headline.asp?act=view&hid=196* Üstteki web adresi) Şaşırmışlar! Çünkü orada bulunanların siz hangi koşullarda çekilirsiniz? Bu söylediğinizden daha beter bir şey var mı? diye sormamaları, şaşkınlıklarının belirtisi olsa gerek!

Daha az şaşılacak bir şey ise “Özgür’ü iyi tanırım. Ne yapıp ne yapmadığını senden daha iyi bildiğimi düşünüyorum.” sözleridir.
Benim ne yapıp ne yapmamak istediğimi, yıllarca benimle çalışan öğrencimden daha iyi bildiğini iddia edebilmesidir! Ve paneldeki arkadaşımızdan beni daha iyi tanımadığına, ben en azından tarihsel ve tiyatrâl olarak şahidim!

Yukarıdaki anekdotlarda “bizce var olan” sıkıntıların kaynağında yatanları araştırmak gerekir. Yeni Kapı Tiyatrosu solda ve hatta örgütlü solda çalışmalar yapan bir kuruluştur. Kırgınlıkları (Aydın üzerinden) , kızgınlıkları (Taksav sürecinden) ve her ikisini de tiyatroların örgütlenmeleri süreçlerinden anlamaya çalışıyorum. Ancak bu gerçeklere ve kendi doğrularımıza olan sevgimizden daha üstün kılınamaz..

Benim bilindiğini düşündüğüm kişisel tavrım bellidir. “Sahnede işlenecek suç olamaz”.
Bizim yıllar önce Sincan’daki tankların geçtiği sırada gözaltına alınan, radikal İslamcı olarak adlandırılabilecek insanlar için basın açıklaması yaptığımız (Ki o zamanki tiyatro çevremizden(Ankara) hiçbir destek gelmemiştir.)ve düşünceleri nedeniyle sahneden kimsenin alınmaması gerektiğine ilişkin tavrımız ortadadır. Birçok tiyatroya uygulanan baskıdan-sansürden sonra verdiğimiz tepkiler ortadadır. Bizim özgürlükçü bakışımız ortadadır. Kaldı ki dünya görüşü bizimkine yakın (ben öyle düşünüyorum.) bir tiyatro topluluğuna böyle bir uygulamayı niye yapalım. Ben bir şekilde Aydın ilinin bunu kaldırıp kaldırmayacağını Hüsnü Ertung ile ve kaldıramadığına kanaat getirince de bu konuya daha nesnel bakmaları hakkında Orçun Masatçı ve diğer arkadaşlarla defalarca konuştum.




Tiyatroların örgütlenmeleri konusunda önemli sorunlar bulunmaktadır. Bunlara bakıştaki kriterler farklılaşabilir. Benim Taksav sürecindeki tepkisel tavrım bilindiği gibi “emek” ödülü üzerinden, festivalin danışma kuruluna ve yöneticilerine olmuştur. Bu nedenle Aydın Buluşmalarımızla bunu değerlendirmek sağlıklı değildir. “Hem sansürcüsün hem de antifaşizmin temsilciliğine adaysın” türünden mesnetsiz ve bu kadar açık dillendirilmeyen yaklaşımların, kafaları karıştırmak ve suyu bulandırıp derinleri göstermemek dışında herhangi bir nosyonu bulunmayacağı da ortadadır.


Taksav festivalinin önemini bildiğimiz için yıllarca içinde bulunduk. Birlikte var ettik. Destekledik, destek aldık. Ancak Sn. Talat S. Halman’a verilen “emek” ödülü bizim için kabul edilemez. Bu nedenle bu tutumumuzda değişikliğe gittik.

Aynı panel konuşmasında Yener Aksu benim süreç içinde etik olmayan bir tutumla tiyatroları aradığımı söylüyor. “Özgür’ün tüm eleştirilerinin ötesinde bizi üzen, çeşitli grupları arayarak festivale katılmamaları yolunda bir kamuoyu oluşturmaya çalışmasıdır. Açıkçası bu davranışı etik bulmadığımızı belirtmek istiyorum.” (http://www.iatpweb.org/headline.asp?act=view&hid=196)

Ben bunu duyduğumda tekrar aradım Yener Aksu’yu.( Çekilme yazımı yazmadan ve ödül verilmeden de aradığım gibi.) Ve söylemeye çalıştım, bir tek tiyatroyla bile görüşmediğimi. Festivalle özel problemler dışında derdim olmadığını. Telefonu kapandı.
Yani ortada Yener Aksu’nun söylediği gibi bir şey de yok.

Gerçi böyle bir durumda tiyatrolarla görüşme yapsaydım da yanlış yapmış, etik bir hataya düşmüş olmazdım. Çünkü bize göre rezaletin teşhiridir.

Biz çekilme ve tepki konusundaki düşüncelerimizin arkasındayız.

Kara bulutlar gerçeğin yüzünü örtmek için yollansa da, güneşin aydınlığı elbet hakikati açığa çıkaracaktır.

5 OCAK 2009
ÖZGÜR BAŞKAYA
ÖZGÜR TİYATRO

TAKSAV’I ANLAYAMADIKTAN SONRA DÖRT TİYATRO GRUBUNU DA ANLAYAMAMAK!!

TAKSAV’I ANLAYAMADIKTAN SONRA DÖRT TİYATRO GRUBUNU DA ANLAYAMAMAK!!

“TAKSAV'IN , BU SENE 13.SÜNÜ DÜZENLEDİĞİ ANKARA TİYATRO FESTİVALİ KAPSAMIN DA TALAT SAİT HALMAN'A VERİLEN EMEK ÖDÜLÜNÜ DÖRT TİYATRO EKİBİ OLARAK (VE SANAT,TİYATRO 8,KIZILTEPE BELEDİYE TİYATROSU,SİNOP SANAT TİYATRO'SU)ORTAK BİR DİLLE KARŞI OLDUĞUMUZU BELİRTMİŞ VE BUNU KAMUOYUNA DUYURMUŞTUK.”

Yukarıdaki sözler Kızıltepe belediye tiyatrosu temsilcisinin yazdığı ve diğer tiyatro gruplarının imza attığı sözlerdir..

Talat Halman skandalında duyarlı kişi ve kuruluşlara destek vermiş tiyatroların (bu konuda tiyatroların yaptığı açıklamaya bakılabilir) yeni bildirisinin ilk sözleri bu sözler..

Sözler şöyle devam ediyor: “ANCAK, SON SÜREÇTE İNTERNET ÜZERİN DE TAKSAVA KARŞI NEREDEYSE ART NİYETLİ BİR KAMPANYA DÜZENLENMESİ VE TAKSAV'IN DÜZENLEDİĞİ TİYATRO FESTİVALİNİ HEDEF ALMASI YAPTIĞIMIZ EYLEMİ BİR KEZ DAHA DÜŞÜNMEMİZE NEDEN OLMUŞTUR.”

İnternet üzerinden yapılan açıklamalar genel olarak Hilmi Bulunmaz ve benim yazdıklarımdır.. Talat Halman’a verilen “emek” ödülünü kınamış ve bu konuda TAKSAV’ı izana davet etmiştik.. Burada yeniden düşünülen konu nedir? Verilen ödül mü? Bizler festival ile ilgili herhangi bir eleştiri yapmamışken (ki onlarca yapabiliriz ve yapılanlar mevcut) festivalin kıymetiyle ilgili herhangi bir açıklamanın nedeni nedir..?

Biz verilen ödül konusunda netiz ve haklılığımızı tarih gösterecektir..

Ancak böyle bir (bizce) geri adım neden atılmıştır..? Festivalin önemi konusunda 12 yıldır herhangi bir açıklama yapmayan bu tiyatrolar şimdi böyle bir açıklamayı neden yazmışlardır?

“TAKSAVIN BU GÜNE KADAR TİYATRO ADINA ÇOK ŞEY YAPTIĞI ORTADIR.GEREK PROFESYONEL GEREKSE AMATÖR TİYATRO YAPAN BİR ÇOK EKİBİ AYNI SAHNEDE BULUŞTURAN BU FESTİVAL,ÖZELLİKLE YASAKÇI ZİHNİYELERE İNAT , KÜRTÇE TİYATRO YAPAN EKİPLER BAŞTA OLMAK ÜZERE, FARKLI DİLLERDEN VE KÜLTÜRDEN BİR ÇOK TİYATRO EKİBİNİ VE BU EKİPLERİN OYUNLARINI ,EN ÜCRA YERDE Kİ SEYİRCİYE KADAR ULAŞTIRMA GAYESİ TAŞIMIŞTIR.”

Yukarıda yazılan sözlere kimin itirazı vardır ki (ayrıca herkes itiraz edebilir) tiyatrolar bu açıklamayı yapmak zorunluluğu duymuşlardır?

“İNTERNET ÜZERİNDE YAPILAN HABERLERE VE YORUMLARA İNAT TAKSAVIN, TİYATRO SANATINA ÇOK BÜYÜK KATKILAR SUNDUĞUNA VE AYDIN BİR KURUM OLDUĞUNA İNANCIMIZI SÜRDÜRÜR VE TAKSAV’IN YANINDA OLDUĞUMUZU KAMUOYUNA BİLDİRİRİZ.”

İnternet üzerinden TAKSAV festivalinin işlevine yönelik herhangi bir yorum yapılmış mıdır ki bu yazı kaleme alınmıştır..?

Amatör Tiyatrolar Birliği ve Özgür Tiyatro olarak bu rezaleti teşhir ettik ve bundan sonra da etmeye devam edeceğiz.. Hilmi Bulunmaz bu konuda bizimle beraber ve hatta bizden öte duyarlılıklar içindedir.(Bu söylem kişisel görüşmelerin ve Bulunmazın web sayfalarının sonucudur)

Ben yapılan açıklamayı, içinde duyarlılıklar bulsam ve iki tiyatro temsilcisiyle konuşsam bile, talihsiz, ve hala açıklama yapmayan TAKSAV adına rezaletin gizlenmesinde bir araç olarak gördüğümü belirtmek istiyorum..

Bir başka ilginç konu da Taksav yöneticilerinin festival hakkında genel olarak bir açıklama yapacaklarını duyurmaları, bunun dışında şifahen duyduğumuz bilgilere göre emek ödülü konusunda rahatsız oldukları ancak herhangi bir açıklama yapmadıklarıdır.. Bu süreç ne kadar devam edecektir? Taksav susmayı ne kadar sürdürecektir? Yukarıdaki iyi niyetine inandığım(cehenneme giden yollar iyi niyet taşlarıyla döşenmiştir! Denmiştir…) tiyatrolar gibi yeni ve kendilerini destekleyen, bu anlamda rezalete sis perdesini oluşturmak isteyen beklentiler mi mevcuttur? Merak edilmektedir…

Özgür Tiyatro olarak tuhaf bulduğumuz ve kendi tabirleriyle “YAPTIĞIMIZ EYLEMİ BİR KEZ DAHA DÜŞÜNMEMİZE NEDEN OLMUŞTUR.” sözleriyle yeniden düşünen bu tiyatroları, başlıkta bildirdiğimiz gibi anlayamadığımızı kamuoyuna (onların sözleriyle) bildiririm..

Özgür Tiyatro

Adına

Özgür Başkaya

www.ozgurtiyatro.org





TAKSAV FESTİVAL EKİBİ VE TİYATRO CAMİASINA..

TAKSAV FESTİVAL EKİBİ VE TİYATRO CAMİASINA..

DUYURU… AMATÖR TİYATROLAR BİRLİĞİ

Bilindiği üzere TAKSAV danışma kurulu ve festival komitesine bir yazı yazmış ve Sayın Talat S. Halman’a verilen emek ödülünü izana davet ederek kınamıştım.
(Taksav danışma kurulu ve festival komitesini anlayamamak!)
www.ozgurtiyatro.org)
Ayrıca;
Sayın Hilmi Bulunmaz bu konuyu yoğunlukla irdelemiş, protesto etmiş, kınamış ve Talat S. Halman skandalını her yönüyle tartışmaya açmıştır. Bununla birlikte Sayın Orhan Aydın yine Hilmi Bulunmaz’ın sitesinde ve Sol haber merkezinde görüşlerini açıklamıştır.www.tiyatroyun.blogspot.com
Sayın Coşkun Büktel sitesinde konuya farklı bir boyut getirmiştir.www.coskunbuktel.com
“Ve Sanat Tiyatrosu, Tiyatro 8, Kızıltepe Belediye Tiyatrosu ve Sinop Sanat Tiyatrosu” isimli tiyatrolar Atılım Gazetesinde bu konuyla ilgili görüşlerini bildirmişler ve süreci protesto etmişlerdir. http://www.atilim.org
SOL Haber merkezi konuyu duyurmuş, durumu tiye alan bir yazı yayınlamıştır. www.haber.sol.org.tr
Bunların dışında bu konuda tepki gösteren kişi veya kuruluşlarda olabilir.
14 Kasım 2008 tarihinde tüm bu uyarı ve itirazlara rağmen TAKSAV, emek ödülünü Sayın Talat S. Halman’a festival açılışında vermiştir.
12 Mart faşizminin Kültür Bakanına ödül veren Taksav’ı, Amatör Tiyatrolar Birliği adına bir kere daha kınıyoruz!
Bu güne dek bekledik. Bekledik ki TAKSAV çalışanları belki bu tarihi gafı görür ve bu kararı yeniden gözden geçirir. Bekledik ki bu aymazlıktan cayılabilir. Ancak olmadı..
23 Kasım 2008 tarihinde geçen yılın devamı olarak 2.si yapılacak olan ve geçen yıl katıldığım “Tiyatroların Örgütlenmesi–2” paneline Amatör Tiyatrolar Birliği adına katılacağımı festival ekibi direktörü Sayın Yener Aksu’ya daha önce telefonda bildirmiştim.
Amatör Tiyatrolar Birliği adına konuşacağımı şifahen bildirdiğim “Tiyatroların Örgütlenmesi–2” paneline, birliğin de kınama tavrını göstermek için katılmayacağımı ve 12 Mart faşizminin Kültür Bakanına ödül veren Taksav’ı Amatör Tiyatrolar Birliği adına da protesto ettiğimizi tiyatro camiasına duyuruyorum.
Saygılarımla… 15 Kasım 2008
Amatör Tiyatrolar Birliği adına ÖZGÜR BAŞKAYA

TAKSAV DANIŞMA KURULU VE FESTİVAL KOMİTESİNİ ANLAYAMAMAK!

TAKSAV DANIŞMA KURULU VE FESTİVAL KOMİTESİNİ ANLAYAMAMAK!

13. Uluslar arası Ankara Tiyatro Festivali düzenleyicileri bazen “Emek Ödülü” isimli bir ödül veriyorlar ve bu yıl buna Sayın Talat S.Halman’ı uygun görmüşler.

Türkiye’de Uluslararası niteliğe sahip ve sürdürülürlüğü ispatlanmış bulunan TAKSAV tiyatro festivali düzenleyicilerini (Danışma kurulu- Festival komitesi) anlamak mümkün değildir.

Mümkün değildir çünkü hem danışma kurulunda hem de festival komitesinde ömrü boyunca eşitlik ve özgürlük şiarları ile yaşamış, bu uğurda acılar çekmiş insanlar bulunmaktadır.

12 Mart muhtırasıyla kurdurulan ve belleklere balyoz harekâtı- hükümeti olarak kazınan 1.Nihat Erim hükümetinde (16 Mart 1971- 11 Aralık 1971) ilk “Kültür Bakanı” sıfatıyla tarihin kanlı sayfalarında yerini almış birine ödül vermeyi uygun görmeleri ne anlama gelmektedir? Anlaşılamamaktadır..

Nedir yaşanan? Yakın tarihin bu kadar çabuk akıllardan silinmesi mi istenmektedir?

Darbeler-muhtıralar olmasın, darbeciler yargılansın diye insanlar bas bas bağırırlarken,

12 Mart muhtırasının hükümetinden birine ödül vermek de neyin nesidir?

Onlarca aydının-sanatçının gözaltına alınmasına ortak olmuş birine “emek” adı altında neden ödül verilmektedir?

Dönemde yaşanan işkenceler nasıl akıllardan silinebilir?

Özgürlüklerin üzerine şal örtülebileceğini söylemesi üzerine Aziz Nesin’in “şalcı Nihat” olarak adlandırdığı Nihat Erim Hükümetinin “Kültür Bakanı”, çeviri ve edebiyat alanında ülkenin en önemli şahsiyetlerinden biri kabul edilebilir ama bu, o hükümetin üzerinde bulunan veballerle ilişkili bir durum değildir.. Burada bu konu üzerinde durulmamaktadır..

Burada üzerinde durulan konu 12 Mart döneminin insanlar üzerinde uyguladığı açık faşizmin bakanlarından birine ödül verilmesidir. Utanılasıdır…

Burada üzerinde durulan konu: 31 Mayıs 1971’de Sinan Cemgil, Alparslan Özdoğan, Kadir Manga’nın; 1 Haziran 1971’de Hüseyin Cevahir’in katledilmesi sırasında hükümet edenler ve bu hükümetin Kültür Bakanıdır..

Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam kararı da bu dönemde verilmiştir..

Halkımızın en yiğit evlatlarının katli hafızalardan silinmeyecektir.

Lady Machbeth de olduğu gibi, o kanlar da o ellerden kolay kolay yıkanamayacaktır.

Kısaca bahsettiğim ve önemli olduğunu düşündüğüm bu nedenlerle TAKSAV tarafından verilen bu ödül nedeniyle sorumluları kınıyor ve Shakespeare sözüyle “İZAN” a davet ediyorum..

ÖZGÜR TİYATRO adına

ÖZGÜR BAŞKAYA 6 KASIM 2008

TODER TARTIŞMASI..

TİYATRO CAMİASINA.....

8 Mayıs 2009 tarihinde internet ortamında imzaya açılan ve 538 kişinin imzaladığı TO-DER Yönetim Kurulu ve (eski?) Başkanı Ulvi Alacakaptan'ın "üzücü kaza" tanımlamasını açıklaması istenen, aynı zamanda istifaya davet eden imza kampanyası 08.06.2009 tarihi itibariyle sona ermiştir.

Bu süreçte TO-DER de ilginç gelişmeler yaşanmış ve yönetimde görev değişikliğine gidildiği duyurulmuştur. TO-DER yönetimi içinde çeşitli sıkıntıların olduğu yapılan açıklamalar değerlendirildiğinde gözlenmektedir. Bu umuyoruz TO-DER üyeleri tarafından değerlendirilecektir..

Tiyatroların örgütlenmelerinin önemi yadsınamayacak bir gerçektir. Ancak bu örgütleri yönetme iddiasında olanların ne kadar dikkatli ve sorumlu olmaları gerekliliği bu olayla bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Kampanyanın sonuçlarının (her ne kadar TO-DER yönetiminde çalkantılar oluştursa da) hemen ortaya çıkması gibi bir beklentimiz bulunmamaktadır. Ancak apolitikliği gün gibi aşikâr tiyatro camiası içinde özel bir yer oluşturduğu ve tiyatrocuların politik duyarlılıkları konusunda sübjektif de olsa belirli değerlendirmeler yapılmasına olanak sağladığı için de kampanyanın önemi ve anlamı görülmektedir.

Aşağıda özel olarak düzenlenmemiş facebook sayfasındaki imzalarla ve daha sonra eklenenlerle oluşturulmuş imzacılar listesi bulunmaktadır.

Saygılarımızla...

ÖZGÜR TİYATRO - KARŞI ATÖLYE

BAŞTA TODER BAŞKANI ULVİ ALACAKAPTAN OLMAK ÜZERE TODER YÖNETİM KURULU ÜYELERİNİ HESAP VERMEYE, TODER ÜYELERİNİ DUYARLI DAVRANMAYA VE OLAĞANÜSTÜ GENEL KURULU TOPLAYARAK ÖRGÜTLERİNE SAHİP ÇIKMAYA ÇAĞIRIYORUZ !!! (Destekleyenler listesinin güncellenme tarihi: 08.06.2009)

Haftalardır Tiyatro ve Tiyatro Oyuncuları Derneği (TODER) adına imal edilen bir skandalı tartışıyoruz. 27 Marttan birkaç gün önce, TODER Başkanı Ulvi Alacakaptan imzalı telefon mesajları 27 Mart Dünya Tiyatro Günü etkinliklerinin ertelendiğini duyurmuştu. Gerekçe, Büyük Birlik Partisi Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatını kaybetmiş olmasıydı. Tiyatrocuların Yazıcıoğlu’nun ölümüne dünya çapında yas tutması, dolayısıyla 27 Mart Dünya Tiyatro Günündeki etkinliklerini iptal etmesi gerektiği önermesi doğal olarak şaşkınlıkla karşılandı.

Burada dikkat edilmesi gereken husus, mesajın kişi olarak Ulvi Alacakaptan adına değil, Türkiye’deki tiyatro oyuncularının bir meslek örgütü ve Uluslararası Aktörler Federasyonu (FIA) üyesi olan TODER adına gönderilmiş olmasıydı. Yoksa özel olarak Alacakaptan’ın kime yas tutup duacı olacağı tiyatro camiasını ilgilendiren bir husus değildir.

Peki, Yazıcıoğlu kimdi?

Birkaç ay önce kaybettiğimiz Harold Pinter gibi bir tiyatro ustası mı? Ya da bilmediğimiz bir şekilde Türkiye tiyatrosuna büyük hizmetlerde bulunmuş bir tiyatro aşığı mı? Varsayalım ki öyle; tiyatrocuların 27 Mart’larda değer verdikleri kişileri anmaları perdeleri kapatmak şeklinde olabilir mi?

Empati kurmasına yardımcı olmak üzere Ulvi Alacakaptan’a soralım: Yazıcıoğlu Ramazan Bayramı arifesinde ölse, TODER adına Ramazan Bayramı’nı da iptal edecek ve üyelerinin bayramlaşmalarını erteleme kararı mı alacaktı?

Peki, Yazıcığlu gerçekte kimdi?

12 Eylül öncesinde savunmasız 7 TİP’li gencin öldürülmesi başta olmak üzere pek çok faşist katliamın faili ve sorumlusu, 12 Eylül sonrasında Sivas katliamından Hrant Dink cinayetine karanlıkta bırakılan pek çok vakaya karıştığı bilinen siyasal bir partinin lideri değil miydi?

TODER Başkanı Ulvi Alacakaptan’a defalarca ve çeşitli yollardan soruldu: 27 Mart 2009 “Dünya Tiyatro Günü”nde yapılacak olan etkinliklerini "Üzücü Kaza nedeniyle bugün yapılacak Dünya Tiyatrolar Günü etkinliğimiz 3 Nisan Cuma 19'a ertelenmiştir. TODER-ULVI ALACAKAPTAN" mesajında bahsettiğiniz üzücü kaza Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatını kaybetmesi midir? Ettiyseniz gerekçelerinize açıklık getirebilir misiniz?

Yanıt vermedi, veremedi...

Alacakaptan’ın sığındığı karanlık TODER adına 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’ne düşürülen lekeyi gizleyemiyor, gizleyemeyecek.

Bu gerekçelerle biz aşağıda imzası olanlar, başta TODER Yönetim Kurulu Başkanı Ulvi Alacakaptan’ı ve bu konuda yaşananlara rağmen hiçbir açıklama yapmayan, dolayısıyla sükûtlarının ikrarlarından geldiğini düşündüğümüz TODER Yönetim Kurulu üyelerini; Maraş Katliamı, Bahçelievler Katliamı başta olmak üzere birçok katliamda bu ülkenin aydınlığına kurşun sıkan cellâtlara gösterdikleri “üzücü kaza hassasiyeti!” yüzünden istifaya davet ediyoruz.


Özgür tiyatro sitesinden imzacılara ulaşabilirsiniz..

Ayrıca özel not ile sayın Yılmaz Onay metni imzaladığını bildirmiştir..

Bu not Onay'ın metni geç okuyup zamanında imza koyamadığı ancak özel olarak koymak istediğini bildirmesi için eklenmiştir..